28 Ağustos 2011 Pazar

Çekilmez Bir Şeyler

-Beni uykumdan alıkoyarsanız Volkan Konak gibi yağlı mı ıslak mı belli olamayan hafif röfleli krepe balyajlı bir peruk takar saçlarımı sağa sola savurarak 'Çekilmez bir adam oldum yinney' diye şiir şarkı karışımı şeyi okumaya başlarım, neye uğradığınızı şaşırırsınız...

 -Geçenlerde bir yemek gördüm ismi 'Şırdan'mış. Adana'nın meşhur bir yemeğiymiş. Adana dürümle olan aşkımız için bile bu yemeğe katlanamam. Geviş getiren hayvanlarla ilgili bir yemeği seviyorum oysaki. Şöyle bol sirkelii, sarımsaklı, sıcaak bir işkembe çorbasına asla hayır demem. Saatler sonra bile bizleri terk etmeyen sadık sarımsak kokusunu bile çekerim onun için ama Şırdan! O no no no baby o no no noooo!

-Maçta üstün bir performans sergiledikten sonra bulduğu ilk boş anda işaret parmağını ve baş parmağını bir ölüm kıskacı misali kullanıp burnunu temizleyen futbolcu! Seni hiç çekemem. Volkan Konak'ı bile çekerim seni çekemem. Bak bir de utanmadan poposunu kaşıyor!

-Cennet Mahallesi... Benim için bir efsane. Hani insan hayatında bazı diziler olur. Böyle aşinasınızdır ama asla bir izleyeyim şunu dememişsinizdir. Ya ssklıya bakan özel hastahane sırasında duvardaki plazmada oynar ya da evde kumanda çoook uzaktadır siz de laptop kucağınızda en rahat pozisyonda pinekliyorsunuzdur bu dizilerden biri çıkar ve değiştiremezsiniz. İşte Cennet Mahallesi benim için öyle bir dizi, çekemiyorum...

-Yeni çıkan Nihat Doğan içeren iğrenç Mondi reklamı! Buradan yetkililere sesleniyorum.Bu Mondi reklamlarını kime yaptırıyorsanız sizi batırmaya çalışıyor haberiniz olsun.(Hadi len sen de! Zırt pırt ona buna seslenip duruyorsun okuyan var sanki!? diyorsanız yanılıyorsunuz çünkü bak sen okuyormuşsun bile gün gelir yetkili biri de okur belki.Umur fakirin ekmeği..) Aha bak tam bunu yazarken yine çıktı. Eğer bir gün ünlü bir reklamcı olursam ve böyle bir reklam çekersem belime belime budaklı meşe odunuyla vurun, gözlerimi kızgın demirlerle dağlayın, ellerimi titanyum zincirlerle bağlayın ki bir daha reklam metni yazamayayım... Ayrıca şunu fark ettim benim ülkemin koyunu bile... yok lan o değil... Üretmeyen bir ülke kalkınabilir mi gibi bir şey diyo reklamda sonra nikah sahnesi geliyor gelin damat evet evet diyor... Valla 'sabliminıl mesıç' falan bilemicem yani kıllandım şahsen....

-Son olarak Akasya Durağı diye bir dizinin varlığına bile inanmak istemiyorum.

Görsel
Görsel


27 Ağustos 2011 Cumartesi

Liseli Detected!

Şimdi biz de liseli olduk zamanında. Zamanında dediğimde üç,beş sene önce yani... O yüzden ergenliğin vermiş olduğu şuursuzlukla, o gençlik ateşinin ıstmış olduğu beyinlerle yapılan bazı hareketleri, edinilen bazı fiziksel görünüşleri, 'asiyiemm abieeğğ' tarzlarını kesinlikle kınamıyorum. Şimdi bir konuşmaya başladı mı susmayan, fiziksel-ruhsal, maddi-manevi verdiği zararın haddi hesabı olmayan 'huysuz-yaşlı teyze combosu'na bağlayacağım. Bazı liseli arkadaşlara bakıyorum şimdi. Özellikle kız arkadaşlar bu sosyal paylaşım ağlarında çok ciddi anlamda faaliyet gösteriyorlar. 1000, 10000, 1000000 kişilere varan arkadaş listeleri, 200, 3000, 40000 fotoğraf içeren ve isimleri QıshLarLa TatylLl, BörqeChan AND Mee!!(anam yazarken ne zorlandım laaa) olan albümler... Sinirleniyorum efendim. Gerçi bu arkadaşlar bir tek liselimi derseniz değil tabi ki. Liseyi çoktaaan bitirmiş ama beynini hala soğutamamış bazı arkadaşlarımız da yok değil ama olsun ben şu an liseli olanlara tepkiliyim. Öncelikle bu tip arkadaşlara buradan seslenmek istiyorum. Bakın gençler, şu an o berbat sınavın vermiş olduğu stres, içinizde birbirine çarpmaktan sürtünmeyle ısınan binbir türlü hormonun etkisi, fark edilme isteği vb. sebeplerle garip davranışlar sergiliyorsunuz. Bunlar toplum tarafından görmemezlikten gelinebiliyor. Fakat bu iyi niyetimizi suistimal etmeyin ulen! Gerçekten şu görseldeki gibi okula gitmeye falan çalışıyorsunuz napıyorsunuz kuzum siz?! Gittiğiniz yol yol değil benden söylemesi... 
Ben lise okurken en azından kravatlar olmaması gereken yerlerde ya da gömlekler dışarda oluyordu, saçlar toplanmayınca müdürler kapıda toplatıyordu içeri girince yeniden açılıyordu falan filan. O sırt çantaları afedersiniz 'döt çantaları' haline gelmişti. Bu nedir merak ettiniz mi?
  
Çantanın sapları mümkün olduğunca uzatılır ve çanta olması gereken sırt hizasından olmaması gereken döt hizasına iner. Böylece yürüdükçe bacaklara vura vura zıplar. İşte buna 'liselinin döt çantası' denir.

Bu bilinmezliği de bir açıklığa kavuşturduğuma göre azarlamama devam edebilirim. Bir kaç yıl içinde öyle büyük değişiklikler oldu ki liseli gerçekten liseli mi anlamak çok zorlaştı. Bakıyorum kızın saçları boyalı, yüzüne bakıyorum sanki az ilerde boya kamyonu çarpmış, kasa da bu garibanın yüzünde parçalanmış, eteğe bakıyorum ana! etek yok... Bu ne hal yavrum desem biliyorum ki '' Shen Qhimsiğen Yıhaa!! HanQii YüSyıldasınkiyee'' falan dicek sinirlenicem vurucam ağzının ortasına... Kısacası anlamıyorum. Tamam ben de bazen gömleğim dışarıda gezdim, ben de bazen saçımı toplamadan gittim ama anlamıyorum bunları yapan arkadaşlarımı da anlamazdım. Kravatın yeri bellidir onu oraya alınca ya da çantayı döte vurdurunca başımız göğe eriyodu da ben mi erdiremedim? Burda anlatmaya çalıştığım üç beş sene öncesi bile şimdiden çok daha masummuş şimdiki liselilerin yanında kendimi şu bim poşetindeki çocuk kadar masum görüyorum. Bu kısacık zamanda liseli böyle bir evrim geçirdiyse bir on yıl sonrasını ben düşünmek bile istemiyorum. Bir de sanki çok matah bir şeymiş gibi sanki biz birer 'menhettınlı' birer 'nüuv yorklu'ymuşuz gibi 'Minik Oyunlar', 'Mini Etekli Liselilerin Entrikaları' gibi bir takım dizilerle de bu gidişat destekleniyor. Tepkim biraz da buna. Bu Türkçe nasıl halledilecek onu hiç bilmiyorum... En çok da buna üzülüyorum. Kız çıkıyor 'bütün dünya duysun AY LV YU CASTİN BİBIR' diyor. Yani İngilizcenin dünya dili olduğunu baştan kabul etmiş. Tamam benim de pek bi itirazım yok artık yapılabilecek bir şey olduğunu sanmıyorum çünkü bu saatten sonra tutup 'herkes Türkçe konuşsun bütün dünya Türkçe haydi yaşasın!' diyecek halim yok gerçi desem bir yerim mi şişer? Şişmez ama inat ettim şu an demeyeceğim neyse... Liseli arkadaşım lütfen düzgün konuş yalvarıyorum. Bak ilk etapta dahil anlamındaki 'de' yi ayırmanı bile beklemiyorum senden önce gel güzel güzel şu Q'ları W'leri atalım. Bak ne güzel K var V var ne şirin^^ Qimshe Qarıshamaz bana ÖsQürümm deyince Castin Bibır senin ne dediğini anlayamaz yani üzgünüm ama gerçekler acıdır bebişim...Allahım lütfen bu yazım tüm liselilere ulaşsın, şu kravatlar yukarı çekilsin, çantalar yeniden sırtlara dönsün totolar rahat etsin, düzgün Türkçe konuşulsun, okula giderken makyaj yapılmasın, saçlar doğal renginde olsun, etekler diz civarında olsun dinimiz amin! İlerde biz ne yapmışız len aneeyy diyeceksiniz bence... Bakın yalvardım... :D

Not: Ben de vurucam, kırıcam yazıyorum bu da sırf samimi bir dil olsun biraz komikli yazı olsun diye... Yoksa vuracağım, kıracağım değerli okur falan da yazabilirim yani...

25 Ağustos 2011 Perşembe

Kaç yapar 40 sorunsalı

Evet efendim yeni bir böcek, böcük, haşerat, haşere ve türevleri yazısıyla daha karşınızdayım. Yemin ediyorum bubocuksubocuk koysam da olurmuş yani blogun adını. Bugün ben yine bu böcekgiller familyasından birine çok pis sinirlendim. Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu canlının adı kırkayak! Büyük harflerle yazmıyorum çünkü kendisi bir karasinek haysiyetine bile sahip değil efendim. Keşke şu karikatürdeki gibi şirin olsa da banyomuza gayet insani ihtiyaçlarımızı gidermek için girdiğimizde 'hiyaaaa ananı...' efektiyle başbaşa, bu hain canlıyla yüzyüze kalmasak. O kadar iğrenç ki onu öldürmek için bir şey bulamıyorum, terliğimin altına bile kıyamıyorum yani düşün artık gerisini. Bir de bu canlı tehlike sezince bi kıvrılıyor falan ölü taklidi yapıyormuş kendince ama olmuyor çok başarısızsın bebeğim... Peki öldürdükten sonra mesele bitiyor mu tabi ki hayır ne münasebet...Bu iğrenç cesetten nasıl kurtuluruz sorunu başlıyor bu sefer de. Siz hiç kırkayak öldürdünüz mü? Eğer öldürmediyseniz ne kadar iğrenç bir cesedi olacağını tahmin bile edemezsiniz... Yaşama sevincimi söndürdü, gençliğimin baharında bir kara bulut gibi üzerime çöktü şu canlının dünya üzerindeki varlığının farkına varmak. 20 yıllık evimizden soğudum. Bütün çocukluk anılarım şu kırk ayaklı canlının kırk ayağınun altında ezilip gitti. Nice yiğitler bu canlıyı görünce üzerine sabun dökerek, parfüm sıkarak öldürmeye çalışırken kayıp başlarını küvet kenarlarına vurdular... Ah kırkayak sen bize neler yaptın? Sana kızgın olarak başladığım bu yazı 'üstün iğrençliğine' saygı duymamla birlikte giderek yumuşadı ve sitemkar bir hava aldı... Ama bu senden nefret ettiğim gerçeğini değiştirmiyor bebeğim.

18 Ağustos 2011 Perşembe

ne fark ettim biliyor musunuz?

Hayatımdaki kışların hiçbiri, hiçbir yazım gibi geçmedi bunu fark ettim. Çok zekiymişsin dediğinizi duyar gibiyim. Zekiyim tabi len!=) Yok ama... Yani 20 yıllık upuuzuun bir hayatım oldu=p Bu hayatın ilk kısmında yer alan 6 seneyi hesaba katmıyorum. O evcilik, saklambaç gibi neşeli oyunlar ve 'çaağğğnaaakkk çööğğmleeekk patladdığğğğ, hayır hayıır vurulmadım!!' bağrışmaları içinde bakiyemden bir bir düşülen yıllar haricinde hep okula gitmişim ben. Düşündüm de nasıl büyük bir olay... Hala da gidiyorum yani bir 3 sene daha var önümde bakiyeden düşülecek. Belki sonra doktoralar bilmem neler derken neredeyse 20 yıl okumuş olacağım. İnsanın eğitim görmesi tabi ki mükemmel bir şey eğer elimde böyle bir fırsat olmasaydı ne olurdu diye düşünmeden de edemiyorum... Ama ne bileyim düşününce çok garip geldi işte. 'Hiçbir kışı hiçbir yaz gibi geçirmemişim.' Yani yazlarımın da çok mükemmel geçtiğini söyleyemem çünkü abartmıyorum bütün yazı uyuyarak geçiriyorum. Gündüzleri uyuyorum, geceleri baykuşa dönüşüyorum ve CN'de deli gibi çizgi film izliyorum. Sincap Çocuk favorim siz de izleyin tavsiye ederim. İşte hiçbir kış böyle geçmedi. İyi ki de geçmemiş lan. Şu an da onu fark ettim. Afedersiniz b.k gibi hayatmış yani.



Bir de çizgi film deyince Gözlüklü Şirin'i de
hiç sevmiyorum bunu fark ettim.







  
  
Şirin görsel
Diğeri bana ait.

Başlarken

Beni bu blogu yazmaya iten şey neydi bilmiyorum... Damarlarımda dolaşan ve beni tıpkı Katrina Kasırgası gibi derinden yaralayarak bir dışavuruma sevkeden yazma isteğimi durduramamam buna sebep olabilir gibi şeyler söylersem YALAN OLUR! Beni bu blogu açmaya yönlendiren tek şey KARASİNEKLER! Evet allahın cezası karasinekler! Sizden nefret ediyorum! Hayatım boyunca nefret ettiğim tek şeyin ıslak ve dökülmüş saç olduğunu düşünüyorsan yanılıyorsun bebeYim! Bu karasinek canlısı beni delirtiyor efendim. Kendisine 'bir tane çarpsam piksellerine ayrılacak' olan bu canlı sabahları tepemde o minik kanatlarını vızır vızır sesleri eşliğinde çırparak uçmaktan ve orama burama konmaktan yılmıyor. Uykusu dünyadaki tüm öküzlerin ağırlığı toplamından daha ağır olan beni bile uyandırma cüretini kendisinde bulan bu minik icat sabrımın sınırlarını her sabah zorlamaktan usanmıyor sayın seyirciler! Yine ben insaflıyım... Bu sıcakta tüm vücudumu kapatıyorum hatta kafamı bile kapatıyorum sadece burnumu açıkta bırakıyorum ki bıksın da gitsin konacak uzuv bulamasın! Ama o küçücük açıklıktan gelip gelip burnuma konuyor efendim! Sanarsınız ki burnum bir Ağrı Dağı... Tamam öyle fındık gibi bir burnum da yok ama tırmanıp tırmanıp zirvesinden gün batımını izleyecek kadar büyük bir burnum da yok. Hayır bir de kedi köpek gibi sevimli bir şey olsan oyun istiyor olsan oynayayım seninle. O da değil oyun da istemiyorsun ki. Ne istiyorsun ben anlamadım ki! geliyorsun vurup vurup kaçıyorsun. SALAK MISIN BE HAYVAN! Sen ve senin soyundan gelen tüm canlıları kınıyorum ve sizlere bazı laflar hazırladım: Siz tüm bunları her sabah eksiksiz bir biçimde bir ritüel şeklinde tamamlarken benim uykumun içine ediliyor... Sizi öldürmem için beni zorluyorsunuz. Sineklik elimde, siyah kuşak bir karateci gibi sizleri düz zeminlere yapıştırmaktan bıktık artık. Ayrıca sineklik de ninja gibi sesler çıkarıyor ve yakalanmanız zorlaşıyor. Lütfen yazın bitmesini beklemeyin ve gidin, bu ülkeyi terk edin! Yoksa kendimi soykırımınızı yapmaya adayacağım! Ben uyarımı yaptım! Bu vesileyle de blogu açmış oldum. Burda bazen nefret ettiğim şeylerden bazen sevdiğim şeylerden bazen de başka başka şeylerden bahsedeceğim. Belki okumaktan zevk alırsınız...
Görsel